Ihlamur

Kaç zaman olmuştu o bu mahalleye geleli, kim bilir? Hatırlıyorum; beyaz kasalı, mavi, küçük bir kamyonete doluşturdukları eşyaların arasında sıkışıp kalan küçük ve narin bedeni, kamyonet yeni evlerinin önünde durunca bir anda çocuksu bir sabırsızlıkla atmıştı kendini dışarı. Nefessiz kalan ciğerleri, bu yeni mahallenin ve yeni evlerinin ağaçlık gölgelerinde, ıhlamur bahçelerinin esen tatlı meltemiyle dolmuştu da, ta öteden görmüştüm yüzünde şekillenen çocuksu gülüşlerini. Kısa bir pantolon ve üzerine geçirdiği çiçekli bir fanilayla salınıyordu evin önünde. Anne ve babasının sanki çok ağırlarmış gibi uzattıkları küçük eşyaları hiç durmadan, yorulmadan, yılmadan taşıyordu eve. Küçük alnından kaşlarına, oradan yanaklarına ve oradan bastığı toprağa dökülen teri, yeni çiçekler açsın diye tohum oluyordu humuslu basamaklarda. Taze bir sevdanın tohumlarını eker gibi.

 

 

Çok zaman olmadı gideli. Geleli de oluyor bir o kadar. Ama aradan geçip giden koca on yıllık zaman, sanki hiç yaşanmamış gibi asılı duruyor evlerinin hemen önündeki ıhlamur bahçesinde. Gerçi bir tek ıhlamur ağacı kaldı, gerisi yok artık. Gideli çok olmadı. Ama on yıldan fazla geliyor bana. Cüssem bile ağır gelmeye başladı ruhuma. Sanki daha az evvel inmiş gibi o eski, derme çatma takadan. Sanki az evvel taşıyordu eşyaları yeni evlerine. Sanki az evvel gülümsüyordu yeni evlerine bakarken. Ve ben ona âşık olurken. Nerededir, ne yapıyordur şimdi, kim bilir? Anımsıyor mudur bizi?


Bir önceki yazımız olan başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz. || Bir sonraki yazımız olan başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: