Tanrım!

Kuru kahve lekesiyle islenen fincanlar, ağzına kadar dolu kül tablası, boş sigara paketleri, sönmek üzere köşede duran soba, boş tabaklar, tozlu kitaplar, kirli perdelerin ardına gizlenmiş pencere pervazı ve tütün kokulu dört duvar arasına sıkışıp kalmış bir duacı olarak duruyor kadın. Görüyorsundur muhakkak. Ama Tanrım, duymuyor musun? Konuşuyor seninle. Ölesiye çaresiz. Ölesiye yalnız. Ölesiye yorgun. Kan revan içinde kalmış, kaldırım kenarında yatan bir maktul süsünde duruyor sözleri. Belki bir cesedin, belki diyorum, faili meçhul bir delilin ardından bakıyor, görmüyor musun Tanrım?

 

Çayını yudumluyor, bağdaş kuruyor, uzaklara bakıyor, sahte bir tebessüm, hakiki bir kahkaha savuruyor kapı eşiğinde. Yüzünde şekillenen, çocukluktan kalma olduğu apaçık ortaya serilen bir pişmanlık var. Yayılıyor tüm yeryüzüne. Ev odalarına gizlenmiş dedikodular, şiddetli kavgalarda ortaya serilen itiraflar boy veriyor yüzünde. Yüzü o kadar çocuk ki, kimse inanmaz anlatsan, o yaşında kadın olduğuna. Görüyorsun Tanrım, duymuyor musun?

 

İyileştirici sözler arıyor Tanrım. Yardım eli istiyor. Biri sarsın istiyor yaralarını. Dua ediyor, belki kollarını açmadan, belki acemice. Ama içten ve gerçekçi. En az bir çocuk kadar masum. Yardım edecek bir kurtarıcı arıyor Tanrım, görüyorsun. İzin ver, yardım edeyim Tanrım! Belki zor olur, belki çok zor olur, ama izin ver Tanrım! Eski bir mahallenin orta yerinde kalmış, eski bir eve defnedilmiş, derme çatma bir hikâyenin başlangıcıdır bu, görüyorsun Tanrım! İzin ver, her şeyi düzelteyim Tanrım!


Bir önceki yazımız olan başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz. || Bir sonraki yazımız olan başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: